Salı, Aralık 27, 2005

Kuşlar Sizin kadar hür olmaktı hayalim



Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Kuşlar

Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Güneşin doğduğu yerden güneşle birlikte doğmak

Kafdağı'nın arkasındaki Zümrüdü Anka olmak
Kanat açmak gökyüzüne

Sevdaların ülkesine

Kuşlar

Kanatlarımı kırdılar,
Umutlarımı vurdular,
Ninnileri susturdular,
Yüreğimi dağladılar,

Varamadım hasretine,

Sevdaların ülkesine...

Kuşlar...
*

içinde doğduğumuz kafeslerin-zindanların**- farkındamıyız...

* Ömer Karaoğlu nun bir ezgisinin sözleri
** "İnsanin dort zindani " Ali Şeriati

Pazartesi, Aralık 26, 2005

Sebep Ey...

Fethi Gemuhluoğlu*'nun aziz anısına

Ürpertir tabiat üfleyince rüzgarı derin gök soluğu

Ulu ses dokununca çarka

Düşer ölümün gölgesi eşyaya.

Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden

Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden

Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini

Sonra ses olur

Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de

Yönelir sebebe

Sebeb ey.

Sesi damarla çizer

Mutlak sözü damarda kanla çizer

Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi

Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur

Aklı yontan o sonsuz sesi bulur

Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarlada

Güneşin çarpılmış elçisi Van Gogh'la gelir önümüze

Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde

Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur

Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses

Som fatih su fetheder tabiatı

Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları

Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur

Ve düşerken toprağa çağırır

Sebeb ey.

Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur

Emer emer emerler toprak anayı

O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı

Yeşil hayat kırmızı hareket sarı sabır emerler

Ve beyaz iman çizer sesini

Tamamlar kavisini


Sebeb ey.

Erdem Beyazıt


* Fethi Gemuhluoğlu

Kalbimi oymuşlar, oymuşlar da şimâllim
Hayâlini, resmini değil
seni koymuşlar içine
Onun içindir adınla atışı

Size bazı şeyler söyleyeyim, kısa kısa. Onları manalandırmak size ait olsun. Asıl niyyetim, zaten uykusu çok az olan sizlere uykularınızı kaçırmaktır, yatağı dar etmektir. Sizin içinize bir azap, sizin içinize bir çile, sizin içinize bir dram tohumu ekmek istiyorum. Son söz gibi, son söz kadar aziz, son söz kadar bakir, son söz kadar saffet ve iffet dolu, sanki bir emanet gibi; emaneten söylüyorum:
Vad-i ilahide hulf (cayma) olmadığına göre sonu, merhaba ile idare edilecek kadar güzel günler gelecektir. Şah-ı Velayet (Hz. Ali) buyuruyorlar ki, “Gözü olana sabah ışımıştır.” Şeb-ı yeldanın bittiği mutlak. Türkiye’de.... ve nifak kemalini bulmuş ve zevali olmuştur. Tekrar söyleyeyim, bu beldenin üstünde.. ve nifak hükümlerini icra etmişlerdir. Şimdi riya saltanatını sürüyor, onun da ömrü çok kısadır. Gelecek mübarek bir vakte hazır olunuz. Şah-ı Velayet’in kelamı mübarekelerini tekrar söylüyorum: “Gözü olana sabah ışımıştır.” Hal-i yakazadayız. O sabahın alacasındayız.


diyen gönül insanı Dostluk Üzerine mutlak okunması gereken kitaplardan...

Cuma, Aralık 23, 2005

Salı, Aralık 20, 2005

Neredesin Ey Gül !

...
Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün

Herkes, hep bir agızdan: gül!
Ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
Saçların, alınların, gögüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Bembeyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kurumus gözyaşlarının
Titreyen kirpiklerin üstüne
Kenetlenmis çenelerin
Ağarmıs dudakların
Unutulmuş çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin
Ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.
....*


bekliyoruz yıllardır ... :(
*Gül Kokuyorsun / Edip Cansever


Pazartesi, Aralık 12, 2005

Nasıl program yazılmaz ?



How Not to Program in C++
111 Broken Programs and 3 Working Ones, or Why Does 2+2=5986?
by Steve Oualline
Find the bugs in these broken programs and become a better programmer. Based on real-world errors, the puzzles range from easy (one wrong character) to mind twisting (errors with multiple threads). Match your wits against the author's and polish your language skills as you try to fix broken programs. Clues help along the way, and answers are provided at the back of the book.


http://rapidshare.de/files/9036328/How_Not_To_Program_In_C__.rar.html


"How Not to Program in C++" ters mantık kullanılarak yazılmış hatalı programlardan oluşturulan örneklerle yazılmış bir kitap.

Real Programmers don't write in COBOL. COBOL is for wimpy applications programmers.

Real Programmers' programs never work right the first time. But if you throw them on the machine they can be patched into working in "only a few" 30-hour debugging sessions.

Real Programmers never work 9 to 5. If any Real Programmers are around at 9 a.m., it's because they were up all night.

Real Programmers don't document. Documentation is for simps who can't read the listings or the object deck.

Real Programmers don't write in Pascal, or BLISS, or Ada, or any of those pinko computer science languages. Strong typing is for people with weak memories.

Real Programmers don't write in PL/I. PL/I is for programmers who can't decide whether to write in COBOL or FORTRAN.

Real Programmers think better when playing Adventure or Rogue.

Real Programmers don't write in FORTRAN. FORTRAN is for pipe stress freaks and
crystallography weenies. FORTRAN is for wimp engineers who wear white socks.

Real Programs don't use shared text. Otherwise, how can they use functions for scratch space after they are finished calling them?

Real Software Engineers don't debug programs; they verify correctness. This process doesn't necessarily involve execution of anything on a computer, except perhaps a Correctness Verification Aid package.

Real Software Engineers don't like the idea of some inexplicable and greasy hardware several
aisles away that may stop working at any moment. They have a great distrust of hardware people and wish that systems could be virtual at all levels. They would like personal computers (you know no one's going to trip over something and kill your DFA in mid-transit), except that they need 8 megabytes to run their Correctness Verification Aid packages.

Real Users are afraid they'll break the machine — but they're never afraid to break your face.

Real Users find the one combination of bizarre input values that shuts down the system for days.

Real Users hate Real Programmers.

Real Programmers don't hate Real Users. Real Programmers merely consider Real Users totally irrelevant.

Real Users know your home telephone number.

Real Users never know what they want, but they always know when your program doesn't deliver it.

Real Users never use the Help key.

Real Computer Scientists admire ADA for its overwhelming aesthetic value, but they find it difficult to actually program in it, as it is much too large to implement. Most computer scientists don't notice this because they are still arguing over what else to add to ADA.

Real Computer Scientists despise the idea of actual hardware. Hardware has limitations; software doesn't. It's a real shame that Turing machines are so poor at I/O.

Real Computer Scientists don't comment their code. The identifiers are so long they can't afford the disk space.

Real Computer Scientists don't program in assembler. They don't write in anything less portable than a number two pencil.

Real Computer Scientists don't write code. They occasionally tinker with "programming systems," but those are so high level that they hardly count (and rarely count accurately; precision is for applications).

Real Computer Scientists only write specs for languages that might run on future hardware. Nobody trusts them to write specs for anything homo sapiens will ever be able to fit on a single planet.

Real Software Engineers work from 9 to 5, because that is the way the job is described in the formal spec. Working late would feel like using an undocumented external procedure.

Real Programmers disdain structured programming. Structured programming is for compulsive neurotics who were prematurely toilet-trained. Those people wear neckties and carefully line up pencils on otherwise clear desks.

Real Programmers don't bring brown-bag lunches. If the vending machine doesn't sell it, they don't eat it. Vending machines don't sell quiche.

Cumartesi, Aralık 10, 2005

Ebû Zerr mi? Yitik vicdanımız!

Hazır kan beynime sıçramışken Hakan Albayraktan bahsetmeden olmaz
Hakan Albayraktan ve Ebuzer isimli kitabından

Mehdi'yi bekleyen çocuklar

her şey bir rüzgâra bakıyor ağabey
bakma esrar çekip mayıştıklarına
bir gün var ya bu mağribli çocuklar
bir gün yakacaklar parisi


diyen Hakan Albayrak ve

Ebû Zerr çölde can çekişiyormuş. O esnada oradan bir kervan geçiyormuş. Karısı kervanın önüne atılıp "Ey Allah'ın kulları! Şurada yatan adam Ebû Zerr'dir; ölmek üzeredir. O soylu, o yoksul adama bir kefen sunacak kimse yok mu içinizde?" diye haykırmış. Kervandakiler ürpermişler: "Ne? Ebû Zerr mi? Yitik vicdanımız!" demişler. Hemen koşup Ebû Zerr'e bir kefen sunmuşlar. Ebû Zerr son bir gayretle doğrulup kefenin kamu malı olup olmadığını sormuş. "Değildir" demişler. "O halde kabulümdür" demiş Ebû Zerr. Kelime-i şehadet getirip ruhunu teslim etmiş.



diye başlayan sepetli motosikletletine atlayıp dünyayı pisliğe bulayan güçlerin yüzüne keskin sözleriyle tükürdüğü bir solukta okunan kısa roman.

Birleşmiş Milletler Teşkilatının Afrikalı genel sekreterine bir çift sözümüz vardı.

Size nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordu genel sekreter.
"Gerçeklerin gereğini yap" dedi Ebuzer.
"Hangi gerçeklerden söz ediyorsunuz?"
"Mesela Ruanda gerçeğinden: Birkaç hafta içinde yüzbinlerce Ruandalı akla gelebilecek en feci şekillerde katledildi. Bize bunun bir iç savaş olduğunu söylediler. Vahşi Tutsilerle vahşi Hutuların birbirine girdiğini anlattılar. Sonra iktidardaki kabilenin yenildiği, muhalefetteki kabilenin iktidarı ele geçirdiği ilan edildi. Bu arada Ruanda'nm başkenti, yeni yönetimi tebrik eden İngiliz doldu. Birkaç gün sonra Ruanda'nm Paris güdümündeki Frankofon Ülkeler Cemiyeti'nden atıldığı bildirildi. Yani Ruanda'nm sahne olduğu şey bir Tutsi-Hutu savaşı değil, iki Avrupa takımı arasında geçen bir maçtı. Sonuç: Britanya l, Benelux O, Ruanda eksi 500.000 Öğrenmek istiyorum: Kuveyt'i işgal ettiği için Irak'a ambargo uygulayan teşkilatınız Ruanda'yı kan gölüne çeviren Avrupalı güçlere nasıl bir ceza vermeyi planlıyor?"

Adam sırıttı:"Dünya sisteminin püf noktasına vâkıf olduğunuz anlaşılıyor. Böyle aptalca bir soru sormanıza şaşırdım doğrusu. Şimdi izin verin, işime bakayım. "

Ebuzer sırıtmadı:"Halkını köleleştiren alçaklarla iş tuttuğun anlaşılıyor. Frantz Fanon'un kitaplarını okuduğum için pek şaşırmadım doğrusu. Şimdi müsaade et, yüzüne tükürüp gidelim."

Yüzüne tükürüp gittik

Daha ne söyleyim mutlaka okuyun


Cuma, Aralık 09, 2005

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

Daha öncede yazıyım şunu dediğim fakat bir türlü elimin varıp da yazamadığım bir konuydu....

Dün gece haberleri dinlerken "Dünya çocukları Mevlanayı çizgi filimden tanıyacak" şeklinde güzelce başlayan haberi -müthiş bir zevkle - dinliyordumki . Haberin detayında ".... hurafeli çanakkale savaşı çizgi filminide yapan firma tarafından yapılmış...." deyince kan beynime sıçradı...
Söyleyeceklerim için şimdiden özür diyerek başlamak istiyorum. Bu haber pek çok basın kuruluşu tarafından haber yapılmıştı
Belediyeden hurafeli film
Haberin detayında "Marmara Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim görevlileri Prof. Dr. Cevdet Küçük ve Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, "Filmi izledik ve kurgusunun tarihi gerçeklere uygun olduğunu onaylarız"denmesine karşın çizgi filimin tarihi gerçeklere uygun olmadığı iddia ediliyor.
hemde bunu kim demiş Prof. Dr. Mehmet Ali Kılıçbay demiş. Bi kere bu adam tarihçi değil iktisat doktarası yapış olsa olsa en fazla iktisat tarihçisi -profösör mü o bile belli değil-
Bir iktisatçının sözüne karşı tarihçinin sözü ama yine de biz işimize gelene itibar ederiz öyle değilm mi?
Şimdide bir bizzat olayların içinde yaşamış birinin sözlerini aktaralım...
"
...
Mütekabil siperler arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulamamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz! Ölenleri görüyor, üç dakika kadar sonra öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler , ellerinde Kur'anı Kerim Cennet'e girmeye hazırlanıyorlar , Bilmeyenler Kelimei Şehadet çekerek yürüyorlar. Bu Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir.
Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesi'ni kazandıran bu yüksek ruhtur!."
kim mi bu hurafeci! diyorsanız ? Atatürk. (Ruşen Eşref Ünaydın'ın" Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile mülakat" adlı kitabından) ve diğer hurafeler
Artık izninizle terbiyeyide bir kenara bırakarak anlıyacakları şekilde konuşmaya başlayalım yoksa bu kan beynimden inmeyecek...
Be Öküzler. Sizler maneviyattan mahrum bulunan öküzler olabilirsiniz. maneviyattan bahsedilince kırmızı görmüş öküzlerede dönüşüyor olabilirsiniz. Manevi şeyleri külliyen hurafe zanneden öküzlerde olabilirsiniz. Hatta Atatürkün "Çanakkale Muharebesi'ni kazandıran bu yüksek ruhtur!."* lafını anlamıyacak kadar da öküz olabilirsiniz. Amma hiç mi çizgi filim seyretmediniz hiç mi çocuk kitabı yada masalı okumadınız ? hiç mi çocuk şiiri okumadınız ? bu filim de bahsedilenler farz-ı muhal külliyen hurafe bile olsa buna itiraz edilmez ! edilemez çünkü bu çocuklar için hazırlanmış bir filimdir. Haber de firma sahibinin dediği gibi yani "Bu 'Truva' gibi bir film. Duygusallık da, abartı da olur. Biz belgesel değil, film çektik"
Ne diyeyim artık insaf....

Not: kan beynimden inince haksızlık ettiğimin farkına vardım. Öküz gibi her şeyiyle faydalı mübarek bir hayvana hakaret etmiş gibi olmuş özür dilerim. Ben öküz'ü mecaz anlamında kullandım bakınz TDK sözlüğü "Bön, görgüsüz, kaba, anlayışsız, yeteneksiz kimse."

* anlamadığı gibi anlaşılmasın diye makaslayacak kadarda öküzler "Kültür Bakanlığı'nın prestij kitabında bu paragrafa da yer veriliyor. Lakin... Paragrafın tam ortasında yer alan o iki cümle, nedense çıkartılmış, atılmış!.. " Okumak bilenler , ellerinde Kur'an-ı Kerim Cennet'e girmeye hazırlanıyorlar , Bilmeyenler Kelime-i Şehadet çekerek yürüyorlar" bölümü makaslanmış!.. "

Cumartesi, Aralık 03, 2005

Cracker'ın Hazin sonu !


"Bu resimde nerden çıktı yoksa bluekid'de La panse gibi romantik uzakdoğu filmleri hastalığına mı düçar oldu ?" diyorsanız
Allaha şükürler olsun yok öyle birşey !

Resimin hiyayesine gelince....

Reverse-enginnering / Cracking işleriyle uğraşanların bildiği bir sitedir. "http://www.exetools.com/" yada "Aaron's Homepage" sitede Compressors, File-Analyzers , Protectors , Unpackers, Debuggers, Disassemblers, Hex-Editors, Patchers, Tutorials, gibi kısımlarda Cracking ile ilgili pek çok tool bulunmaktadır - reklamları dinlediniz -

Siteye girdiğimizde ikişey dikkatimizi çekmektedir
1) What's New? kısmının tarihi "08.17.2002" eee bu adama ne oldu siteyi niye güncellemiyor gibi sorunun ip ucu da sanırım ikinci dikkat çeken şeyde
2) siyah zemin üzere dizay edilmiş sayfanın başında "Please visit my forum" kısmının altında kırmızıyla
"Dear Beverly, Let me tell you I love you." yazısını okuyarak anlıyoruz ki işin içine bir kadın girmiş...
Bizde ricaya uyup -aynı zamanda merakımızı da gidermek için - forumu ziyaret ediyoruz
http://forum.exetools.com - yine reklam :) -
forumun General Discussion kısmına girince Beverly tarafından gönderilmiş
"wedding (Aaron and me!)" -Aaron ve benim düğünüm- mesajına girip
"Hello everybody,
I am Beverly, I am going to marry Aaron on DEC 18, 2003."
yazısını okuyunca Aaron'nun hazin sonunu anlıyoruz. Yukardaki fotoğraf Aaron'nun akibetinin resmidir. Ne diyelim Alllah Mesut bahtiyar etsin birini daha kaybettik ;) - olay eskide olsa acımız tazedir :)

Not : Resimde Beverly'nin mutluğu ve Aaron'nun hüznü -ne kadar saklamak istesede - belli oluyor :)

Cuma, Aralık 02, 2005

C / C++ Tutorials...

Programming Tutorials

* Beginner tutorials
o C++ Made Easy
o C Made Easy
* Advanced Language Features and Concepts
o Tutorials on advanced C and C++ features
o C++ Standard Template Library (STL) tutorial
o Understanding Floating Point Numbers
o Remote Procedure Calls
* Graphics Programming
o OpenGL Tutorial
o 3D Rotations Tutorial
o C/C++ DOS Graphics Tutorial
* Artificial Intelligence, Algorithms and Data Structures
o AI Tutorials
o Basic Data structures (queues, stacks, trees, heaps)
o Big-O notation, Sorting and Searching
o Advanced Algorithms: compression, encryption, graph algorithms, and dynamic programming
o The limits of computation
* Miscellaneous Articles

Tutorials
Function Calling Conventions
Object Oriented Programming and Inheritance
Polymorphism with C++
Using Templates in C++ - Part 1: Function Templates
Using Templates in C++ - Part 2: Class Templates


C++ Language Tutorial
# Introduction
* Instructions for use
# Basics of C++
* Structure of a program
* Variables. Data Types.
* Constants
* Operators
* Basic Input/Output
# Control Structures
* Control Structures
* Functions (I)
* Functions (II)
# Compound Data Types
* Arrays
* Character Sequences
* Pointers
* Dynamic Memory
* Data Structures
* Other Data Types
# Object Oriented Programming
* Classes (I)
* Classes (II)
* Friendship and inheritance
* Polymorphism
# Advanced Concepts
* Templates
* Namespaces
* Exceptions
* Type Casting
* Preprocessor directives
# C++ Standard Library
* Input/Output with files


(C/C++ Article)
Surviving the Release Version
A Validating Edit Control
Dialog Box Control Management
A Checksum Algorithm
Message Management
Programming in C++
Business logic processing in a socket server
AI 1 - Problem Solving (Artificial intelligence)
Using ADO in C++
How to PING
A guide to sorting
AI 2 - Game Playing (Artificial intelligence)

Birilerine faydalı olması niyetiyle ....

Pazartesi, Kasım 28, 2005

Yapay Zeka dökümanları ( türkçe )

Türkçe yapay zeka ile ilgili dökümanlar.
http://www.megaupload.com/?d=39CIMT7V

Cuma, Kasım 25, 2005

Kadın = ?

kadın nedir ?
Kadın= ?
bunu bir mühendis olarak matematiksel metodla gösterelim :)


matemetiksel ispatlara inanmıyorsanız işte size nakli deliller :
- Adem Babamızın cennetten çıkarılışı
- Habil ve Kabil Kıssası. ( ilk cinayet sebebi )
- Pandoranın kutusu
....

Kadına eskiler cins-i latif ( 1) derlermiş. Bir cazibeleri vardır çekicidirler zaten problemde burdan kaynaklanmaktadır. Erkekler ateşin etrafında toplanan pervaneler gibi toplanırlar etrafında pervaneler çarpışır, kimi onun ateşiyle yanar kimi firak(2) ateşiyle...

Ve bir kıssa :
Büyük bir devlet adamı bir akıl hastasini ziyaret ediyormuş
Başhekim hastaneyi gezdirirken Bir hastaya rast gelmişler
Hasta oldukça nazik şiirler ve dugusal sözler söyleyerek sağa sola çiçek dağıtıyormuş.
Başhekim "İşte bu bizim hastanemizin en uysal hastası demiş ve eklemiş sevdiği kızla evlenemeyince böyle olmuş"
Biraz ileride demir kapılı parmaklıklı hücreye benzer bir yere gelmişler içerideki hasta sağa sola kendisini vuruyor ve devamlı küfrediyormuş.
Başhekim "Bu da bizim en tehlikeli hastamız demiş"
Devlet adamı merakla sormuş "peki bu adam nasıl bu hale gelmiş?"
Başhekim cevaplamış
- Biraz önceki hastanın evlenemediği kız var ya ?
- eee
- işte o kızla evlenen zavallı da bu!... (3)


(1 ) latif sözcüğünün hoşluk, yumuşaklık, nezaket anlamlarına vurgu yapan bir eğilime ek olarak "cins-i latif" özelinde latifin bir başka inceliğine değinmek istiyorum efendim. latif, nitelikçe son derece ince olan bir varlığın, bu inceliği nedeniyle fark edilemez ve nüfuz edilemez oluşunu da belirtir. latif varlıklar, insanın tasavvurunun, tahayyülünün, idrakinin erişemediği, benzersiz ve nüfuz edilemez varlıklardır. dolayısıyla latif varlığı ifşa etme çabası daima eksiklikle maluldür. açığa çıkmayan, karanlıkta kalan bir yan daima olacaktır. "eskiler", kadınlara cinsi latif derken benim niyetimi de dikkate alıyorlar mıydı bilmem ama freud'un karanlık kıta benzetmesinde bir letafet olsa gerek... http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cinsi+latif&nr=y&pt=cins+i+latif#cid

(2) ayrılık manasına gelir hani şu Karacaoğlanın dizelerinde:
Ölüm ile ayrılığı tartmışlar,
Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık.
denen ayrılık...

(3) " seni görmesem buda olurdum, seni gördüm budala oldum."
Özdemir Âsaf

Perşembe, Kasım 24, 2005

Yapay Zeka Üzerine bir kitap




Geçenlerde yapay zekayl ilgili bir kitap aldım
Kitap : Yapay Zeka, Problemler - Yöntemler - Algoritmalar Yazarı Vasif V. Nabiyev azeri türkü Şu anda 2. baskısı ilk baskısından da haberdar olmama rağmen fırsat bulamıyacağım endişesiyle almamıştım
Kitabı yazar çok sade vede sıcak bir uslupla yazmış, tavsiye ederim. Kitap kitapçıdan alınır öyle mıncıklamadan sayfalrını karıştırmadan hatta -abartırsak- birkaç bölümünü okumadan internetten alınmaaaz

Programcılıkla yapay zekanın alakası ne bize ne yapay zekadan mı diyorsunuz ?
Bir programcının nasıl ki Bütün veri yapıları, bütün algorithmaları yada sayısal çözümleme metodlarını bilmesi gerekmez genel olarak bu konularda bilgi sahibi olup uğraştığı iş için gerektiğinde bunlara ulaşıp kullanması yeterlidir. - bize ne bunlardan ben sadece veritabanı programcılığı yaparım zaten parada bundan kazanılıyor diyorsanız size iyi uykular - Aynı bunun gibi Yapay zeka konusunda pek çok metodun varlığına rağmen uygulama pek az benim kanaatim bu konuda pek çok uygulama* yazılabilir -yazılmalıdır- . Bunun için ise bir programcının en azından bir fikir sahibi olması lazım.
- Bu metodlar nelerdir ?
- Ne gibi uygulamalarda kullanılabilir ?
- Nasıl çalışır ? vb...
gibi konularda bilgi sahibi olmak için alınması ve de en azından incelenmesi gereken bir kitap. Kitabı inceleyipte ya bu işler baya zor bizi aşar demeyin "library" ** ler var işin teferruatını bilmeye - herkes için - gerek yok sadece kullanmayı ve uygulamayı öğrenmek yeterli

* Tarihteki ilk yapay zeka projesi için
:) Zeka Hakkında Kıssalı Yazılar - 3
** YSA (Yapay Sinir Ağı - ANN) motorumuz

Çarşamba, Kasım 16, 2005

Ne Kadar Sanal Değilim ?

Ben bu ebe sobe işlerini bilmesemde La Panse tarafından ebelendik bi kere

1- günde ortalama kaç saat internettesiniz?
- toplamda 2-3 saat
2- herhangi bir messenger kullanıyor musunuz?(hangisi)
- hayır bir vakitler icq da bir hesbım varı ama şimdi hiçbirini kullanmıyorum...
3- kac tane mail adresiniz var?
- 3 adet var
4- sizinle bütünleşen sanal bir adınız ya da nickname'iniz var mı?
- bazen kısaca "bk" yide kullanmışlığım olmuştur...
5- internet ortamında tanısıp, real yaşamınızda pekişen arkadaslıklarınız var mı?
- çık :( - sebebi için bakınız 2 ve 8 nolu cevaplar -
6- internet üzerinden alişveriş yapıyor musunuz?
- hayır nedense bana pek mantıklı gelmiyor ben elime alıp mıncıklamadan almam
7- Lütfen su cumleciği iki saniye dusunup, aklınıza ilk geleni yazın;
"ya internet olmasaydı"
- belki daha derli toplu vede daha kıt bilgi sahibi olurdum. - ulaşabileceğim kaynaklar sınırlanırdı-
8- hangi akla hizmet ilk defa chat yaptınız sorusunu ekleyebilir miyim:-)
- esasında pek chat sayılırmı bilmem ama icq ile bir kaç denemem olmuştu. oda ne ola ki diyerektek merak saikasıyla. sonrası yok...

cevaplarım aksi bir ihtiyarınki gibi olmuş diyorsanız doğrudur. belkide bende aksi bir ihtiyarımdır... sobele kısmına gelince benim pekte ebeleyecek kimsem yok malesef zincir burda biter :(

Pazartesi, Kasım 14, 2005

Yağmur


Şu yağmurlu havalarda bir ferahlık olması niyetiyle.....

Hoca Nasreddinin meşhur fıkrasındandır; yağmurda ıslanmamak için koşturan komşusunu pencereden gören hoca “Allah’ın rahmetinden kaçılır mı ?” diye takılmış. Bir vakit sonra kendisi aynı vaziyette yakalanıp da aynı soruya muhatap olunca “Ben Allah’ın rahmetini çiğnememek için koşuyorum diye mukabele etmiş...

İlk bakışta insanoğlu nalıncı keseri gibi hep kendine yontar, nasıl işine gelirse öyle davranır veya konuşur,... gibi egoistçe hisseler çıkarılabilir. Ben de bir vakitler aynı sığ bakışla benzeri manalar anlamıştım. (1) – şimdi niye derin deli mavi olduğunu anlayın – Bir takvim yaprağının arkasında aşağıdaki satırları okuyunca her şey değişti – eee insanı hakikata nerde ne zaman kimin aracılığıyla ulaşacağı belli olmuyor. –

Peygamber efendimiz (S.A.V.) yağmurlu havada başını açıp dışarı çıkar vücuduna biraz yağmurun dokunmasını sağlardı. (2) Bunun sebebi sorulduğunda ise şöyle derdi; Allah’ın daha yeni yarattığı bir rahmettir, onunla teberrük etmek istedim

Fıkrayı yeniden düşündüm her iki durumda da hocanın komşusu, yağmurun Allah’ın bir rahmeti olduğu gerçeğinden gafil, Hoca her iki durumda da bunu hatırlatıyor. (3)Yağmurun her bir damlası bizi ve bütün kainatı yaratan, koruyup gözeten her şeyimizi borçlu olduğumuz Rahman ve Rahim olan Rabbimizin hediyesi diye düşünen birisi için bu hediyeden kaçmak da çiğneyerek saygısızlık etmekte sakınılması gereken davranışlardır.

(1) sığ bakışlar hemen her zaman insanı aldatır her şey zannettiğimizden daha derindir Bu yüzden Derin Deli Mavi

(2) Yağmur yağarken birinin çıkıp bilerek ıslanmasını delilik olarak niteleyebilirler İnsanoğlu derinlik kazandıkça sığ insanlar arasında deli nazarıyla bakılır. Bu yüzden Derin Deli Mavi

(3) “Ameller Niyetlere göredir” Ne yaptığın kadar niçin yaptığında önemlidir...

Not : o kadar yağmur konuşup Yağmur –Nurullah Genç - şiirinden bahsetmemek mümkün mü ?
…..
Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
…..
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
….
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
siirin tamamı

Cumartesi, Kasım 12, 2005

prensescik


Nedendir bilinmez ;) bugün size bir hikayecik aktarmak istiyorum...

Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir:
- "Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim".
Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir:
- Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım, ve seninle 1 hafta kalmaya razıyım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar. Kurbağa yalvarmaya başlar:
- Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle bir hafta kalırım ve istediğin her şeyi yaparım.
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar. Sonunda kurbağa dayanamaz:
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen 1 hafta seninle kalıp istediğin her şeyi yapacağımı söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur:
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.

Cuma, Kasım 11, 2005

Burcun Ne Hastalığı !

Bazı insanlar birisin burcunu öğrenmekle o kişi hakkında çok şey - hatta vede malesef geleceğinide - bildikleri zannına kapılıyorlar...

Bir hastalık bu : Insan kendini bile anlamazken başkasını kategorilere bölüp tanıdğını nasıl sanır ?...
Hatta bu hastalığın birde "hemşerim memleket nire?" çeşidide -versiyonu deseydim dahamı cafcaflı olurdu :) - vardır.

- Burcun Ne?
- Filan Burcundanım ....
- Hımmmmm - Şahıs hakkında derin bilgiler edinmiş bir bilge edeasıyla söylenir -

yada -yaşça dah büyüklerin daha çok tutuldukları -

- Hemşerim memleket nire ?
- Filanlıyımlıyım...
- Hımmmmm - yukardaki hımmm la aynı edada ;)-


el hasıl burcumu açıklamak istemiyorum beni kategorize etmeyin.....

- Burcun Ne
"beni sınıflandırma
beni kategorize etme, benle oynama
yaftayı yapıştırıp bana isim koyma
...."*
- hemşerim memleket nire?

" Barış garibim bulamadı çözümü oturdu etti bunca sözü
Gelin hepberaber anlaşalım diyen yok
Zaten paramparça bölünmüş ve yaşanmaz olmuş dünyamız
Daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok

Tek bir soru hemşerim memleket nire?
Dedim ya yahu bu dünya benim memleket
Hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire
Bu dünya benim memleket
Tövbe, tövbe, tövbe "**

*
Söz: Bülent Ortaçgil Sezen Aksu şarkısı
** Barış Manço

Perşembe, Kasım 10, 2005

Teke Burcu

Hoca Nasrettine sormuşlar burcun ne diye
hoca cevap vermiş
- Teke
- Ammada yaptın hoca teke burcu diye bir burçmu var ?
- Gençliğimde sorduğumda oğlak burcundansın demişlerdi şimdi kocadık herhalde oğlakta teke olmuştur...
Bu fıkrayı niye anlattım nick'im olan BlueKid yüzünden benim yaşça ufak olduğum fikrine kapılanlar olmuşlar. Bende BlueKid'den BlueMan'liğe mi geçsem acaba ?
yok yok BlueKid'in başka manalarıda var...

Not : yanlış anlaşılmasın teke burcundanda değilim....

Çarşamba, Kasım 09, 2005

Beynin Kelimeleri Algılaması

Cmabridge Üinversitesinde yaipaln bir arsaitrmaya gröe, bir kleimedkei hafrlrein hnagi siarda didizlikleri dgeil, ilk ve son hafrlrein dgoru yedre olamalri öenm tsamiatkadir. Geirsi taammen kamradasir ve ynie de surosnuz olraak okubanilir. Buunn sbeebi isnan benyinin her hafri tek tek diegl kemileelri bir btüün oralak omukadisir.

(Garip dimi? Devam edin şaşıracaksınız.)

(in English)

Aoccdrnig to a rscheearch at Cmabrigde Uinervtisy, it deosn't mttaer in waht oredr the ltteers in a wrod are, the olny iprmoetnt tihng is taht the frist and lsat ltteer be at the rghit pclae. The rset can be a total mses and you can sitll raed it wouthit porbelm. Tihs is bcuseae the huamn mnid deos not raed ervey lteter by istlef, but the wrod as a wlohe.

YUKARIDA OLDUGU GİBİ...

Salı, Kasım 08, 2005

Acz , Fakr, Şefkat ve Tefekkür...

Acz , Fakr, Şefkat ve Tefekkür... Dört muhkem sütün üzerinde duran bir Nur sarayı Tevhid temeline oturmuş.
Aciz olduğunu bilmeyen bir fakir, hırsla varlık sahibi olmak için bütün gayretini sarf etmez mi? Fakir olmadığını zanneden aciz tembelliğe düşmez mi ?
Hem aciz hem fakir olduğunu bilmeyen şefkat sahibi kibre düşmez mi ?
Şefkat sahibi olmayan aciz fakir sadece nefsinin kurtuluşuyla uğraşmaz mı?
Tefekkürü olmayan Acz, Fakr ve Şefkat , Hakim ve Rahim olan Rabbimizin fiilerini ne derece derk edebilir. Bir maraz-ı kalbi olan Rabbimizden fazla şefkat ileri sürmek ve acz ve fakr içinde olmak yüzünden isyana sürüklenmekten nasıl kurtulur. Aciz ve fakir olduğunu bilmeyen ve Aleme şefkat nazarıyla bakmayan
Mütefekkir, materyalizm bataklıklarında batmaz mı ?

Pazartesi, Kasım 07, 2005

Ramazan güzeldir


Dindar olmasan da güzeldir Ramazan.
Iskalanmaması, tadına varılması gereken
çok özel bir dönemdir.


Ramazan;
sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.

Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.

Eski günlerdir;
anneannendir, dedendir, oradan oraya koşturan aç annendir.

Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve oyun havalarıdır.

Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezandır.

Alış veriş sonrası verilmiş imsakiye, abur cubura uzun aradır.

Minarelerdeki renkli floresanlar, akşam sokakta atılan volta,
ciğerin en derinine çekilmiş dumandır.

Yetişilememiş bir iftar, uyanılamamış bir sahur,
erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.

Bir ortaklık duygusudur Ramazan.

Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
Hep birlikteliktir.

Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,
ödülünü de beraber paylaşmadır.

Çevrende onca gönülle aç kalmış insan varken,
“sizinleyim – ben de yemiyorum!” dur.

Arkasından gelen bayram, öpülen eller, açılmış kollar,
belki bir daha asla olamayacak sımsıkı kucaklaşmalardır.

“İyi dilekler”dir Ramazan.

Yüzyıllardır süregelen bir paylaşma dönemini ıskalamayın.

Dindar olmasan da, tek dua bilmesen de,
çok güzeldir Ramazan.

Tadına varın...

Yalçın Ergir

http://www.dushekimi.com/ramazan_guzeldir.pps
indirin ve seyredin....


Cumartesi, Ekim 22, 2005

Asparagastan Kim ölmüş - 2

Vaktin birinde Bir keçiyle koyun arkadaş olmuşlar, birlikte kırlarda geziyorlarmış. Derken önlerine bir dere çıkmış. Karşıya geçmek için geçecek yer aramaya başlamışlar. Derenin daraldığı kısımda ortasında kaya olan bir yer bulmuşlar.
Keçi demişki "Ortadaki kayaya sıçrayıp oradan da karşıya sıçrıyarak geçelim." Koyun kabul etmiş.
Keçi devam etmiş "Önce sen atla peşinden ben geleyim."
Önde koyun arkada keçi hoplayarak karşıya geçmişler. Karşıya geçmişler geçmesinede keçi gülmekten kırılıyormuş.
Koyun merakla sormuş "Hayırdır ne gördünde o kadar güldün "
Keçi gülerek cevaplamış "Karşıdan karşıya geçerken hoplayınca arkan açıldıda ona gülüyorum."

İslama göre ismet sıfatı - günahsızlık- sadece peygamberlere mahsusdur. İnsanlık hali günahlara düşmeyeceğine ayağının kaymayacağına kimse garanti veremez -Ya Râb, üzerinize sabir ve sebat ihsan eyle, ayaklarimizi sabit kil ve kâfir kavme karsi bize yardim et. " (el-Bakara, 2/250) - bu konuda hiç bir müslümanın itirazı olamaz. Ama bu tip asparagas haberlerin ana kaynağı aynı Keçi mantığı.

Bir ömür boyu arkası açık dolaşan keçiye bir an koyunun arkasının açılması komik geliyordu.
Tabiiiki keçiyi tenzih ederim. Keçinin arkasının açık olmasında bir günahı yok. Ama pek çok insan varki kendi istek ve arzularıyla içine düştükleri gayr-i meşru - kelimeyi gerçek anlamında kullandım -halleri müslüman -dindar - insanlar üzrinde görmek veya göstermek istiyorlar.
Taki kendi ezikliklerini bir nebze olsun ferahlatsın. Bu şekilde bir haberin - tabi haber denebilirse- üzerine atlayıveriyorlar.

Bir batağın içinde debelenip dururken kıyıdaki başkalarınında batağa saplanmalarıyla teselli bulmak hatta bu temennide bulunmak ne çeşit bir ruh hastalığıdır. Şimdi gel de Nur risalelerini hatırlama
Hem deme: Ben de herkes gibiyim." Çünki herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.

Hayat-ı beşeriye bir yolculuktur. Şu zamanda, Kur'anın nuruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi. Mülevves ve ufûnetli bir çamur içinde kafile-i beşer düşe kalka gidiyor. Bir kısmı, selâmetli bir yolda gider. Bir kısmı, mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş. Bir kısm-ı ekseri o ufûnetli, pis, çamurlu bataklık içinde karanlıkta gidiyor. Yüzde yirmisi sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü anber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor.. düşerek kalkarak gider, tâ boğulur. Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufûnetli, pis olduğunu hisseder.. fakat mütehayyirdirler, selâmetli yolu göremiyorlar.

Elhasıl : Şair ne güzel söylemiş

Silâhlar gördüm
namlusu akla çevrilmiş sahra topları
mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda
tetiğe basan parmaklarda çare yok, gördüm mürekkebi:







Çarşamba, Ekim 19, 2005

Asparagastan Kim ölmüş 1 !!!!


"Erzurum Palandöken kış turizmi tesislerinin, Rus, Hollandalı, İsrailli ve Alman turistlerin ardından İranlı turistleri de ağırlayacağı belirtildi. Palandöken Dedeman Oteli Genel Müdürü Gündüz Yeşil, İran ile bağlantıların tamamlandığını söyleyerek, "İran'dan ilk turistler geldi. Önümüzdeki haftadan itibaren, kafileler halinde yaklaşık 100 İranlı kayaksever turist bekliyoruz." şeklinde konuştu. Palandöken pistlerinde gönüllerince spor yapmanın tadını çıkaran, profesyonellere taş çıkartırcasına kayan İranlı kadınlar herkesin ilgi odağı oldu."

Milliyet ve Hürriyet gazeteleri 27 Ocak 2000 tarihinde yayınladıkları bir haberde, "Erzurum Palandöken Kayak Merkezi'ndeki İranlı turistlerin kayak keyfini" okuyucularına sunmuştu. Ancak çarşaflıların İranlı turistler değil, bu kıyafete bürünen 2 erkek olduğu sonradan ortaya çıkmıştı. Anadolu Ajansı'nın da servise koyduğu ‘çarşaflı kayakçılar' haberini başka gazeteler de kullanmıştı. Haberin gerçek olmadığı anlaşılınca Sabah ve Star gazeteleri, "Çarşafın altından asparagas çıktı" başlığıyla olayı sayfalarına yansıtmıştı. Otel ve turizm müdürlüğü yetkililerinin bilgilerine başvuran Zaman gazetesi de o dönemde Erzurum'a İranlı turist gelmediğini duyurmuştu. hatta sabah 22.02.2000 tarihinde şöyle yazar
atv'nin beðenilen programý "Haberci" bu hafta izleyicileri Ýran'a götürüyor. Ýran'ýn günlük yaþamýndan kesitler sunulan Haberci'de, 'çarþafsýz' kayak yapan Ýranlý kadýnlarýn görüntülerine de yer veriliyor. Geçtiðimiz günlerde Erzurum Palandöken'de erkeklere çarþaf giydirilerek "Ýranlý turistler kayak yapýyor" diye asparagas haber yapýlmýþtý (en saðda). Coþkun Aral Haberci programý için gittiði Ýran'da kadýnlarýn çarþaflý kayak yapmadýðýný belgeledi

Aradan yıllar geçtikten sonra ben bunları niye yazdım ? çünkü Benzeri haberler halen çıkıyor.
Dikkat ettiysenin Haberin yalan olduğunu ilgili gazetelerin rakipleri tarafından yazılmış kendileri tarafından belirtilmemiş. Pekiii ya bu olay açığa çıkmasaydı. ya bu asparagas haberleri biraz daha usturuklu uydursalardı. Ne de olsa "çamur atta tutmazsada izi kalır" denmişti bir asparagas atasözünde...

diğer örnekler için
Tempolu asparagas sadece 1 YTL
Ahlak zabıtası asparagas mı

Usanmazmı ?

beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?
felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı?

bu etkileyici dizelerin devamı ise su sekilde gelismektedir.

beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?
felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı?

kamu bîmârına cânan devâ-yı derd eder ihsan,
niçin kılmaz bana derman beni bîmâr sanmaz mı?

şeb-i hicran yanar cânım töker kan çeşm-i giryânım,
uyarır halkı efgaanım kara bahtım uyanmaz mı?

gül-i ruhsârına karşu gözümden kanlı akar su,
habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı?

gamım pinhan dutardım ben dediler yâre kıl rûşen
disem ol bi-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı?

değilim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil.
bana ta’neyleyen gaafil seni görgeç utanmaz mı?

fuzûlî rind-i şeydâdır hemişe halka rüsvâdır,
sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı?

Cuma, Ekim 14, 2005

Sensiz


Sensiz

...


Yolar sensiz yağmuru bekler
Yürek sensiz hasreti yükler
Bu can sensiz baharı neyler
Şehir sensiz sokak sensiz


Ey gülüm hayatın tadı yok sensiz
Tadı yok sevdamın adı yok sensiz
Baharı severim özlerim amma
Güllerin kokusu gelmiyor sensiz

Günler geçmez sen gidince
Yürek sızlar inceden ince
Ölüm ne zormuş ölmeden önce
Şehir sessiz sokak sensiz


Cuma, Ekim 07, 2005

CBuilder vs Visual C

visual c++
- Sad ya herşeyi kendiniz yazacaksınız (Win API larını kullanarak)
- Sad yada MFC öğreneceksiniz - bu arada bildiğim kadarıyla
mikrosoft MFC pek geliştirmiyor -
+ Smile piyasada bulabileceğiniz bütün library'leri kullanabiliyorsunuz.

C Builder
+ Smile VCL'i kullanabiliyorsunuz - yani Delphi ile yaptığınız herşeyi
C Builderlada yapabiliyorsunuz vede halen C kullanıyorsunuz-
+ Smile CLX 'i kullanarak yaptığınız projeleri linux altında Kylixle
derleyebiliyormuşunuz - muş diyorum çünkü Kylix problemli biraz Sad -Artık Kylix yok-


- Sad Borlandın üvey evladı oluyorsunuz ( önce Delphi sonra C diyor Borlanda -Artık CBuilderın Yeni versiyonu çıkmayacakmış Delphi IDE ile C++ kullanılabilecekmiş )
- Sad piyasada bulabileceğiniz bütün library'leri kullanamıyorsunuz,
kaynak kodunu -- tabii varsa epey bir uğraşarak - yeniden derlemeniz
gerekebiliyor yada borlandın utility' lerini kullanarak - tabii olursa -
kendi library standardına çevirmek zorunda kalıyorsunuz...

ben genellikle CBuilder kullanıyorum en azından GUI işini
fazla uğraşmadan halledebiliyorsunuz...

deep not : meseleye fransız fransız bakanlar için

MFC : Microsoft Foundation Class bir Object Oriented Librarydır.
borlandıni OWL'si gibi

VCL : Delphide kullanılan Komponent teknolojisi buda bir Object Oriented Librarydır fakat kullanımı çok kolaylaştırılmıştır - dizayn zamanında pek çok kısmı halledebiliyorsunuz.

Perşembe, Ekim 06, 2005

FB ve IB için Veritabanı dizayn programı

IBUtils veritabanı dizaynını kolaylaştırmak için yazılmış bir program
Visual olarak veri tabanı modelini oluşturabiliyorsunuz
halen geliştirme aşamasında üstelikte ücretsiz
web sayfası :http://www.riverdata.cz/ibutils/ibutils.htm
İndirmek için :http://www.riverdata.cz/ibutils/ibutils.zip

Çarşamba, Ekim 05, 2005

Programming Proverbs

Programlamayla ilgili güzel sözler orjinalliğini bozmamak için çevirmiyorum !

  • "When in doubt, use brute force." (Ken Thompson)
  • "Avoid asymmetry." (Andy Huber)
  • "Details count." (Peter Weinberger)
  • "Of all my programming bugs, 80% are syntax errors. Of the remaining 20%, 80% are trivial logical errors. Of the remaining 4%, 80% are pointer errors. And the remaining 0.8% are hard." (Marc Donner)
  • "A {specification, design, procedure, test plan} that will not fit on one page of 8.5-by-11 inch paper cannot be understood." (Mark Ardis)
  • "The structure of a system reflects the structure of the organization that built it." (Richard E. Fairley)
  • "The first 90% of the code accounts for the first 90% of the development time. The remaining 10% of the code accounts for the other 90% of the development time. (Tom Cargill)
  • "Good judgement comes from experience, and experience comes from bad judgement." (Fred Brooks)
  • "Good customer relations double productivity." (Larry Bernstein)
  • "Plan to throw one away, you will anyhow." (Fred Brooks)
  • we were young and foolish and made a lot of stupid mistakes. Now we are professional programmers and we don't make dumb mistakes. We make smart ones

Cuma, Eylül 23, 2005

Erkekler Ağlamaz

Sol Yanım
Merhaba anne, yine ben geldim
Merak etme okuldan çıktım da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama,
Ali "okula gitmezsem annem çok kızar merak eder�"
demişti de onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen sağ elimde sarımsak,
sol elimde soğan dedirte dedirte
Öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne, sağım neresi solum neresi,
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu şimdi iyi biliyorum anne�
Hani geçen geldiğimde, şuram acıyor, şuram işte demiştim de,
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne,
Bak şimdi söylüyorum.
Şuram işte sol yanım çok acıyor anne,
Hem de her gün acıyor anne, her gün�
Dün sabah annesi Ayşe�nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi�
Bende ağladım� Ağladım işte utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi.
Düştüm dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne,
Dizim acımıyordu ama, sol yanım çok acıyordu anne!
Bu gün bende saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim, babam ben bilmem ki kızım dedi
Bari okula sen götür dedim.
Kızım iş dedi.
Bende bana ne dedim ağladım.
Kızım ekmek dedi babam.
Sustum ama , okula giderken yine ağladım anne.
Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne�
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep �annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş� dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor,
babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Of babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama,
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
E biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne,
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi?
Duyarsa kızmaz ama, çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını, çiçeklerini kim koparıyor!
İzin verme anne, ne olur toprağına el sürdürme!
Eve gidince aklıma geliyor, bide bunun için ağlıyorum anne.
Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne, her gelişimde aldığım topraklarını,
Şu kavanozda biriktirdim,
üzerine de resmini yapıştırıp baş ucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor, kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne, bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan! Öğretmen yarın
anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım,
öğretmen anlarsa çok kızar ama, bana ne,
Kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki, neyi nasıl anlatacağım anne,
Senin adın geçince, sol yanım acıyor anne,
Hiçbir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp,
Mutlaka gel anne.
Sen rüyama gelmeyince,
sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne
Sol yanım açıyor anne. İşte tam şurası,
Sol yanım�
Çok acıyor anne.
Seni çok özledim,
çok...
anne...

Ayla Aydemir

Okudum ve çok duygulandım gözlerime bir şeyler kaçtı sanırım gözlerim yaşardı
ammaaa ağlamadım Erkekler ağlamaz.....

Not : Bu şiiri Bedirhan Gökçeden de dinilebiliyormuşuz burdan


Cuma, Eylül 16, 2005

Mutmain

Bir türlü ulaşamadığım huzur
Kapıdan uğurlayıp
Bacadan kucağıma düşen
Sıkıntı
Damarlarımda dolaşan
Şüphe
Ve Ey Nur
Taşlaşmış kalbimin çekirdeği
Ne zaman serpileceksin ?
Sabrın yakıcılığıyla
Ne zaman yumuşayacak kalbim
Ve kalbim
Ne zaman mutmain olacak?

Salı, Ağustos 09, 2005

Dua 1

Üç aylara girdik bir büyüğün duasıyla bizde dua edelim

Allahım Bize kendine yakınlaşmayı kolaylaştır. Senden uzaklaştıracak şeylere fırsat verme. Bizi sana muhtaç olma ve senden başkasına ihtiyaç duymama hissiyle müstağni kıl....

Bize ibadet ve itaat için en kolay yolu nasib et. Gaflet ve hatalarımızdan dolayı bizi hesaba çekme. Günlerimizi sana yakınlığa vesile olacak ve rızanı kazandıracak amellerle geçirmeyi nasib eyle...

Allahım ! Dillerimizi ancak zikr-i ilahine bırak Kalblerimizi Zat-ı ilahinden başkasına bağlama. Ruhlarımızı sana yakınlığın latif rüzgarıyla ferahlandır, gönüllerimizi sevginle doldur. iç dünyamıza kullarına karşı iyi niyetler yerleştir.Nefislerimizi ilmin cihetine yönelt...

Bizi temizi alan kirliyi bırakan, afiyetin kadrini bilip şükreden ve kendisine vekil olman için
senin kefilliğine razı olan kullarından eyle. Bizleri azametini tanımaya muvaffak kıl...

Hükmünde sana zıd olabilecek; saltanatında, mülk ve emrinde sana karşı koyabilecek hiç kimse yoktur...

Hamd alemlerin Rabb'ına mahsustur...


Ahmed er-Rifai

Cuma, Ağustos 05, 2005

YSA motorumuz ! BPNetlib


YSA : Yapay Sinir Ağları (Artifical Neural Networks ANN veya kısaca NN) genellikle yapay zeka sistemlerinde lineer olmayan problemlerin çözümünde kullanılan bir metoddur.
YSA' ların pek çok çeşitleri vardır bunların başındada geri yayılımlı - beslemeli YSA dır

http://gpdev.net/ sitesinde yürütülen projelerden NeuroDriver da kullandığı YSA kodlarının
Derlenip library haline getirilerek kendi projelerimizde kullanılır hale getşrmeğe çalışacağız....
Bu kod aşaıdaki sınıfları -class- içerir

BPNode - Tek bir düğüm yada nöronu gösterir.
BPLink -
Nöronlar yada düğmler arasındaki bağlantıyı yapar.
BPNet - Geri yayılımlı - beslemeli- YSA kodu
BPNode ve BPLink sınıfları kullanılarak YSA oluşturulur
Pattern - YSA'nın eğitimi için kullanılıcak verilerin
kullanımı için tasarlanmış bir sınıf.

http://gpdev.net/NeuroDriver_bpnet.html

adresinden bir inceleme yaptıktan sonra

http://gpdev.net/Downloads.html

adresinden

Neural Network Source Code BPNet.zip (11 K)

http://gpdev.net/Downloads/BPNet.zip

İndirin

BPNetLib diye bir dizin açın ve bu dizinin içine BPNet.zip dosyasını açın

İçinden aşağıdaki doslayar çıkıyor..

BPNet.h

BPNet.cpp

BPNode.h

BPNode.cpp

BPLink.h

BPLink.cpp

Pattern.h

Pattern.cpp

Readme.txt

CBuider’ı açın ve File->New->Library seçeneğini seçin

Project->Add to Project den BPNetLib dizinindeki dosyaların tamamını ekleyin

Files->Save Project As… den projeyi BPNetLib dizinine BPNetLib diye kaydedin

Project->Build diyerek derlemeye başlayın undifened symbol i diye hata aldığınız satırlara

int i

diye tanımlamada bulunun warninglere aldırmayın

sonuçta BPNetLib.lib diye bir dosya oluşturulacak

bu projeyi kadedip kapatın

yeni bir proje oluşturun application.

Projects-> Add to Project den BPNetLib dizinindeki BPNetLib.lib dosyasını projeye ekleyin

Projects->Options->include path da BPNetLib dizinini ekleyin…

Artık BPNet kütüphanemizi uygulamada kullanmaya başlayabiliriz…

http://gpdev.net/NeuroDriver_bpnet.html

adresinde kullanımı ile ilgili tanıtımlar var

Tanımlama

Learnin Rate (lr): öğrenme hızı genellikle (0,05 -0,75) aralığında

Momentum (mt : momentum değeri (0-0,9) aralığında

Num Layers : YSA'nın katman sayısı

Daha sonraki parametreler her katmanın node sayılarını gösteriyor

Yani örnekte : 3 katmanlı bir YSA tanımlanıyor
birinci katman 2 ( giriş değerleri)
ikinci katman 12 ( gizli katman)
üçüncü katman 3 node dan oluşuyor. (çıkış değerleri)

Eğitim: YSA'yı eğitmek için aşağıdaki işlemleri yapmak gerekiyor…

1 ) giriş değerlerinin verilmesi

2) Bu değerlerin ilerletilmesi

3) çıkış değerlerinin verilmesi hata hesabı için

4) geriye doğru besleme

// 1 ) giriş değerlerinin verilmesi

// 2) Bu değerlerin ilerletilmesi

// 3) çıkış değerlerinin verilmesi hata hesabı için

// 4) geriye doğru besleme

// 1 ) giriş değerlerinin verilmesi
bpnet->setInput( 0.4, 0 ); // set value 0.4 for first input node
bpnet->setInput( 0.6, 1 ); // set value 0.6 for second input node

// 2) Bu değerlerin ilerletilmesi
bpnet->run();

// 3) çıkış değerlerinin verilmesi hata hesabı için
bpnet->setError( 0.1, 0 ); // set desired value 0.1 for first output node
bpnet->setError( 0.8, 1 ); // set desired value 0.8 for second output node
bpnet->setError( 0.1, 2 ); // set desired value 0.1 for third output node

// 4) geriye doğru besleme
bpnet->learn();

bunu bir döngünün içinde istenen hata değerine ulaşılıncaya dek tekrarla

pattern sınıfını kullanarak

// 1 ) giriş değerlerinin verilmesi
bpnet->setInput( pTrainingPattern );

// 2) Bu değerlerin ilerletilmesi
bpnet->run();

// 3) çıkış değerlerinin verilmesi hata hesabı için
bpnet->setError( pTrainingPattern );

// 4) geriye doğru besleme
bpnet->learn();

şeklinde de yapılabilir…

Test : eğitim işleminden sonra test için veya kullanım

1) Giriş değerlerini verin

2) YSA'yı çalıştırın

3) Çıkış değerlerini alın


//1) Giriş değerlerini verin
bpnet->setInput( 0.3, 0 );
bpnet->setInput( 0.763, 1 );

//2) YSA'yı çalıştırın
bpnet->run();

//3) Çıkış değerlerini alın
double value0 = bpnet->getOutput(0);
double value1 = bpnet->getOutput(1);
double value2 = bpnet->getOutput(2);

şimdilik bu kadar detaylı bilgi için ilgili siteyi ziyaret edin.
Fırsat bulabilirsek inşallah ilerde uygulamasıyla ilgilide bir şeyler de yazarız.

Çarşamba, Temmuz 27, 2005

Arar Bulurmuydun Beni

şu dağlarda kar olsaydım olsaydım
bir asi rüzgar olsaydım olsaydım
arar bulur muydun beni beni
sahipsiz mezar olsaydım olsaydım.

şu yangında har olsaydım olsaydım
ağlayıp bizar olsaydım olsaydım
belki yaslanırdın bana bana
mahpusta duvar olsaydım olsaydım.

şu bozkırda han olsaydım olsaydım
yıkık perişan olsaydım olsaydım
yine sever miydin beni beni
simsiyah duman olsaydım olsaydım.

şu yarada kan olsaydım olsaydım
dökülüp ziyan olsaydım olsaydım
bu dünyada yerim yokmuş yokmuş
keşke bir yalan olsaydım olsaydım.

İnsanoğlunun fıtratında bulunan bir his; ilgi ve alaka görme başkaları tarafından beğenilme sevilme arzusu... ilgi, alakayı ve sevgiyi bebekken ağlayarak isterdik, çocukken yaramazlıklarımızla, gençlikte asiliğimizle...

Başkaları tarafından alaka görme ve sevilme ancak onlar tarafından güzel ve hoş görünmeyle mümkün olur. Peki sahipsiz ürkütücü bir mezarı kim arar? Siyah kesif ve boğucu bir dumanı kim sever? Elbette hiç kimse. Bizi sevenler aslında bizi değil bizdeki kendilerine hoş gelen şeyleri seviyorlar. Şairane bir ifadeyle

Cananı kim canı için sever canın sever *

Kim -yada Ne - olursak olalım bizimle ilgilenen birisi yok mu ? Ne kadar aşağalık ve sefil hatta iğrenç te olsak bize merhamet edecek bir zat yokmu ? Milyarlarca insanın ve sayısını bilmediğimiz yaratıkların içinde bize sahip çıkan yok mu ?

Var evet O var

Malik olan Allah
Rahman olan Allah
Rezzak olan Allah
Vedud olan Allah
Kayyum olan Allah var...
(*) Fuzulinin hoş bir beytidir. tamamı :
" Cananı kim canı için sever canın sever
Canı kim cananı için sever cananın sever"

Salı, Temmuz 26, 2005

Beklenen

Dün gece saat birde uykunun o tatlı zamanında kollarımda bir uyuşmayla sıçradım yataktan. Midemde de epey bir sancı vardı. Saat dörde kadar gezeleyip durdum acı içinde. Gecenin karanlığıda insana bir sıkıntı veriyor. Sonra Necip Fazılın o dizesi geldi aklıma insan yaşamayınca yeterince anlayamıyormuş.
İnsanın sağlığı yerinde olunca :
- Ne çabuk sabah oldu daha uykumu alamadım
derken hasta olunca
- Gün Ne zaman doğacak gün doğacak mı yada ben görebilecekmiyim ?
endişesini taşıyor....

Beklenen

ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar

geçti istemem gelmeni
yokluğunda buldum seni
bırak vehmimde gölgeni
gelme artık neye yarar

Pazartesi, Temmuz 25, 2005

İNTİBAH

...
Ya biz uyuyor idiysekte musibet bizi uyandırmak için verilmişse. uçuruma doğru giden bir arabanın şöförü dürtüklenerek uyandırılmasına
- "Niçin beni rahatsız ediyorsunuz, niçin bana eziyet ediyorsunuz ?"
diyerek kızması manasızdır...

Perşembe, Temmuz 21, 2005

Tiger! Tiger!



Tiger! Tiger! / William Blake

Tiger! Tiger! burning bright
In the forests of the night:
What immortal hand or eye
Could frame thy fearful symmetry?

In what distant deeps or skies
Burnt the fire of thine eyes?
On what wings dare he aspire?
What the hand dare seize the fire?

And what shoulder, & what art,
Could twist the sinews of thy heart?
And when thy heart began to beat,
What dread hand? & what dread feet?

What the hammer? what the chain?
In what furnace was thy brain?
What the anvil? what dread grasp
Dare its deadly terrors clasp?

When the stars threw down their spears,
And water'd heaven with their tears,
Did he smile his work to see?
Did he who made the Lamb make thee?

Tiger! Tiger! burning bright
In the forests of the night:
What immortal hand or eye
Could frame thy fearful symmetry?

Kaplan! Kaplan! / William Blake

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabildi o korkunç simetrini?

Hangi uzak derinlerde, göklerde
Yandı senin ateşin gözlerinde?
O hangi kanatla yükselebilir?
Hangi el ateşi kavrayabilir?

Ve hangi omuz ve hangi beceri
Kalbinin kaslarını bükebildi?
Ve kalbin çarpmaya başladığında,
Hangi dehşetli el? ayaklar ya da

Neydi çekiç? ya zincir neydi?
Beynin nasıl bir fırın içindeydi?
Neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
Ölümcül korkularını alabilir avcuna?

Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
Güldü mü o, görünce eserini?
Kuzu'yu yaratan mı yarattı seni?

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabilir o korkunç simetrini?

Cumartesi, Temmuz 16, 2005

Yönetici ve Mühendis

Buyuk bir şirketin üst düzey yöneticilerinden biri bir gün NewYork
üzerinde balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını
aşağıya düşürür ve kaybolur. İnmek için uygun bir yer ararken bir
gokdelenin tepesinde sigara içen bir adam görür ve alçalır.
"Pardon. Ben neredeyim acaba?" diye sorar.
"Yerden 500 feet yukseklikte bir balonun içindesin" der adam.
Yonetici sinirlenir:
"Sen mühendissin degil mi?" diye sorar.
"Evet." der adam. "Nereden bildin?"
"Çünkü başım belada ve sana bir soru soruyorum. Verdigin cevap
yüzde yüz doğru fakat hiç bir işime yaramıyor."
"Sen de yoneticisin degil mi?"
"Evet sen nereden bildin?"
"Çunku yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsun.
Pusulan yok, berbat durumdasın. Fakat bu şimdi benim suçum oldu."

Biz hakkımızı helal ederiz ama...!

"Vaktiyle Kalenderîyye yoluna mensup bir derviş, nefsle mücahede makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonraki makam Kalenderîlik makamıdır. Yani her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir...

Saç, sakal, bıyık, kas. ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket
eder, soluğu berberde alır.

- Vur usturayı berber efendi, der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip
etmektedir. Basının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa
usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer
içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:

- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.

Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz
derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat
korkmuştur. Ses çıkaramaz.

Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa baslar.
Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:

"Kabak aşağı, kabak yukarı."

Nihayet traş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre
gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine
gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın
ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir.
Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:

- Biraz ağır olmadı mi derviş efendi?

Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:

- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki
kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!..

Salı, Temmuz 05, 2005

Mezar Taşı Yazısı

Westminster manastırının bodrumunda bir Anklikan piskoposunun mezarı üstünde şu sözler yazılıdır :

Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu kabul ettiremedim. Ve şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim.

Profösörün talebelerine verdigi son ders

Bilgisayar Mühendisi Arkadas, insallah iyi bir 'donanim'ci veya iyi bir 'program'ci veya iyi bir 'network'çü veya iyi bir 'system administrator' olacaksin. Yalniz su mühim meseleleri sakin aklindan çikarma!

Bu kâinatin öyle bir donanimcisi vardir ki, bütün mevcudâti ve içinde yer yüzünü 'create' etmis;
günes'i bir 'power source', ay'i bir 'system clock' yapmis.

O 'power source'dir ki, kesintiye ugramaz ve o 'system clock'tir ki, sasmaz ve sasirmaz, o donanimcinin ilminin ve sanatinin nihayetsizligini gösterir.

Bu zât ayni zamanda öyle yüce bir programcidir ki, su muazzam dünya üzerinde çalisacak sekilde koca hayat programini yazmis, yüzbinlerce yildan fazladir, 'error' verdirmeden, 'crash' ettirmeden çalistiriyor.

Eger onun ne kadar iyi bir programci oldugunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremedigin küçücük bir hücrene bütün kodunu 'save' etmis ve yine o küçücük hücrende 'execute' ettiriyor.

Madem ki, DNA'nin bir program oldugu apaçiktir ve bir program programcisiz olamaz demek ki, senin programciligin ancak o büyük zâtin programciligina ancak bir ayna hükmündedir.

Yine senin bütün hücrelerinden olusturdugu 'network'ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konusturdugu gibi, madem ki, senin de diger insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konusabilmen için gerekli donanimi yanina vermistir, öylece de gördürüyor, konusturuyor ve dinletiyor.

Ve madem ki, sen, etrafindaki bütün cisimlerden haber alasin diye isik, ses gibi türlü medyayi hazirlamis kullandiriyor. Sen bunlari kesfeder, kullanir fakat bir yenisini ekleyemezsin, o halde öyle büyük bir 'network' uzmani zât vardir ki, senin her türlü ihtiyacini bilir, ona göre teçhizatini verir.

Senin 'network'çülügün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdigi bir küçük parça ve bir büyük nimettir.

Arkadas, aldanma!
Su güzel dünya hayati programi bir 'limited trial version'dur, görüyorsun ki, elde ettigin mali -mülkü hiç bir surette 'save' edemiyorsun.

Öyle ise;
bu kâinat yazilimini yazani tani.

Hem hiç mümkün müdür ki, bir programci bu kadar güzel bir program yapsin ve yaptigi programda 'about' kesimi koyup kendini tanittirmasin. Öyle ise bu kâinatin en büyük 'donanimcisi', 'programcisi', 'network'çüsü ve 'system administrator'u olan zâtin her yere isledigi 'about' kesimlerini gör, ögren, 'full versiyon'unu kazanmak için çalis.

Unutma ki, hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli 'log'lar tutuluyor. Bu 'log'lar her seye gücü yeten o 'system admini' tarafindan 'open' edilip 'check' edilecektir.

Aman ha dikkat !

Laedri